Düş Gücü Ve Rüzgar
Ceviz başlıklı yazıma bir çok arkadaşımdan çok güzel, dolu dolu fikir paylaşımları geldi. Yazılarımda herhangi bir olaydan yola çıkarak sadece hissettiklerimi ve düşündüklerimi yazıyorum. Günlük konuşmalarımızda ; gerek mesafe gerek iş yoğunluğu gerekse hayatın stresi altında, yüzeyselleşen ilişkilerimizde kullandığımız kelime sayısı o kadar azaldı ki… bazen sakin, enerji ve bilgi birikimi korkunç yoğun arkadaşlarımla bile, birbirimize –hatta kendimize bile- yeteri kadar zaman ayıramadığımızı farkettim.
Ben sadece bizleri yozlaştıran teknolojiyi kullanarak bunu yenmeye çalışıyorum. Vodafone reklamındaki Hakkı amcanın görüntülü telefonu kullanmaktan mutlu olması gibi ben de arkadaşlarımın yorumlarından, yazdıkları birkaç satırdan, telefondaki birkaç kelimeden mutlu oluyorum.
İnsan bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anlıyor. Bir arkadaşım ile başına gelen talihsiz bir olaydan dolayı bir süredir görüşemiyorum. Keşke bahçede beraber oturup bir somunu paylaşabilseydim diye hayıflanıyorum. Hatta ne anlama geldiğini bilmediğim 3G’ye bile razıyım.
Zaman zaman hepimiz umutsuzluğa düşüyoruz. Çünkü, hayatımızın düşündüğümüz ve planladığımız gibi olmasını istiyoruz. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, sürekli karşımıza çıkan ve hayatımızı renklendiren değişkenler bizi yönlendirir. Bir önceki yazımdaki ‘‘ hangi hayvan olmak istersiniz ’’ sorusuna kim ne cevap verirse versin aslında hepimiz bir bozkırda koşan vahşi atlar gibiyiz. Karşımıza çıkan derelerden, dağlardan, uçurumlardan, vahşi doğadan etkilenerek yön değiştiriyoruz. Böylece hayatımızın akışı birden değişiyor ve bizde başka bir yöne doğru koşmaya başlıyoruz.
Tabii bizim bu atlardan en önemli farkımız düşüncelerimiz ve düş gücümüzdür. Eğer düş gücünüz yok ise hayatınız değersiz ve anlamsız olur. Hem kendimizin hem dost, ailemizin hem de toplumuzun düş gücü bizi bir arada tutan ve hayata bağlayan güçlü köklerdir. Küçük bir ceviz tanesinden onbeşer metrelik devasa dalları olan bir ceviz ağacını hayal edin… işte o dev ağacın yeryüzündeki dalları kadar yer altında köklerinin olduğunu da unutmayın.
Rüzgarlar ağaçları yatırabilir. Ama düş gücü olanlar bir başka değişle toprağa en sıkı tutunanlar yeniden ayağa kalkarlar. Sizce de en önemlisi bu değil mi?…
Yine dönüp dolaşıp cevize bağladık işi… yalnız gecen sefer cevizin beyaz özünü kadına benzetip, dövülmüş cevizli kabak tatlısından bahsedince az daha hanımlar beni yiyeceklerdi. Ben de bu sefer bir sütlü tatlı ile ‘‘ Sütlü Nuriye ’’ sözümü bağlayayım diye düşündüm. Sütlü Nuriye, İzmit’te doğmuş, büyümüş ama tatlı piyasasında adını yeteri kadar duyuramamış bir tatlıdır. Aslında sütlü tatlı dedim ama hamuru, şerbeti, fındık, fıstığı ile koç gibi bir hamur tatlısıdır. Eh biraz süt ilave edilerek sütlü tatlı grubuna sokulmaya çalışılsa da deli gibi kalori içerir. Bu yüzden Sütlü Nuriye’yi tadın ama alışkanlık yapmasına müsaade etmeyin. Sevmek serbest ama aşık olmak yok…
En güzel tatlıları dostlarınızlaberaber kaşıklamanız dileğiyle..

makale bilgi içerikli bravo
bu makalenin yazarına teşekkürler